mihriban
Mihriban Türküsünün Hikâyesi
Mihriban, bir köyde ya da kasabada yaşayan, adı gibi gönlü de ince bir kızdır. Onu seven adam sessiz sever. Dile getiremediği bir sevdayı yüreğinde büyütür. Gençtirler, umutludurlar ama hayat onların önüne uzun yollar, ağır engeller koyar. İmkânsızlıklar vardır; kimi zaman aileler razı olmaz, kimi zaman yokluk girer araya, kimi zaman da kader erken davranır.
Seven adam gitmek zorunda kalır. Kimi anlatımda gurbet yoluna düşer, kimi anlatımda askere gider. Giderken ardında Mihriban’ı, yarım kalmış sözleri ve söylenememiş cümleleri bırakır. Zaman geçer. Ayrılık uzadıkça sevda derinleşir. Ne gelen vardır ne giden. Mektuplar azalır, haberler kesilir. Mihriban bekler; ama beklemek de bir yere kadardır.
Gün gelir, Mihriban başkasıyla evlendirilir ya da kader yollarını büsbütün ayırır. Seven adam döndüğünde her şey değişmiştir. Kavuşma artık mümkün değildir. Aynı gökyüzünün altında, aynı toprakta yaşasalar da aralarında aşılmaz bir mesafe vardır. Seven, sevdiğine bakar ama dokunamaz; adını anamaz, derdini anlatamaz.
Türkü, işte bu sessiz yanıştan doğar. “Unutmak kolay mı?” diye sorar. Bu soru Mihriban’a değil, kalbinde yarım kalan herkese sorulmuştur. Sevda bitmemiştir ama yaşanamaz hâle gelmiştir. Mihriban artık bir kişi olmaktan çıkar; kavuşamayan, unutamayan bütün sevdaların adı olur.
Mihriban türküsü, insanın en derin yerinde kalan, zaman geçse de solmayan bir sevdanın hikâyesi olarak dillerde kalır.